İYİ Parti Aksaray Milletvekili Ayhan EREL 'in Adalet Bakanlığı Bütçesi üzerine konuşması

Bizim insanımız, ileri demokrasilerle yönetilen diğer ülkelerdeki insanlar gibi, adaletin egemen olduğu bir ülkede yaşamak istemektedir.

Adalet Bakanlığı bütçesini görüşürken, öncelikle herkesin cevabını araması gereken soru "Adalet nedir, ne olmadır?" olmalı. "Adalet nedir?" sorusu, cevabı en zor olan sorulardan biridir çünkü yere, zamana, hatta kişilere göre değişir. İnsanlığın var olduğu günden bu yana pek çok düşünür bu sorunun cevabını aramıştır. Adaletin genel kabul görmüş, bugün dahi kabul gören tanımını Romalı hukukçu Ulpianus milattan sonra 3'üncü yüzyılda yapmıştır. Ulpianus'a göre: "Adalet, insanların şerefli yaşaması, başkasına zarar vermemesi, herkese hakkının verilmesidir." Adaletin hüküm sürdüğü ülkelerde insanlar kendilerini güvende hissederler, huzurlu ve mutlu yaşarlar; adaletin olmadığı toplumlarda ise insanlar huzursuz ve mutsuzdurlar.

En yüksek erdem sayılan adalet, akıl ve vicdan unsurundan oluşur. Adaletin çeşitli türlerini saymak gerekirse; ilkel adalet, uygar adalet, sosyal adalet ve ilahi adalet olarak sayabiliriz. Ancak, adaletin hangi türünü sayarsak sayalım, adalet anlayışında ahlak, ölçülülük, hakkaniyet ve tarafsızlık ilkelerini barındırması olmazsa olmazdır.

Bizim insanımız, ileri demokrasilerle yönetilen diğer ülkelerdeki insanlar gibi, adaletin egemen olduğu bir ülkede yaşamak istemektedir. Bu istek herkesten çok bizim insanımızın hakkıdır. "Bugün ülkemizde adaletin egemen olduğunu kabul etmek mümkün müdür?", "Türk insanı mutlu mudur?", "Ülkemizde adalete olan güven tesis edilmiş midir?" Bu sorulara cevap vermek gerçekten çok zor ama, maalesef, halkımız sokakta bu sorulara haykırarak "Hayır." cevabını vermektedir. Siyasal iktidarda umarım ve dilerim ki bu haykırışın ve feryadın farkına varır. Ülkemizde toplumun tüm kesimleri adaletsizliğe, haksızlığa uğradığını düşünmekte, hukuksuzluğun egemen olduğu bir ülkede yaşadığını varsaymaktadır. Bu nedenle bizim insanımız mutsuz, düş kırıklığı içinde, gelecekten umutsuz, psikolojisi bozuk bir hayatı sürdürmeye mecbur bırakılmaktadır. Bu mecburiyet, Türk milletinin kaderi olmamalıdır. Yoksulluk ve haksızlıkla sınanan bizim insanımız, çaresiz bırakılmıştır. Adaletsizliğe karşı tepkisini çeşitli davranışlarla eleştirenin, yürüyenin, toplantı yapanın, dava açmaya cesareti olanların da başına gelecek felaket herkes tarafından çok iyi bilinmektedir.

Bugün burada yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının, savunmanın gücününün, hâkim teminatının, HSK atamalarının ya da Rahip Brunson'un veya diğer ülke vatandaşlarının bağımsız yargı tarafından serbest kalmasındaki adalet anlayışının, davaların kısa sürede sonuçlanmamasının, mahkemelerin ve yargıçların siyasallaşmasının, yargının hiçbir yerden emir ve hiç kimseden talimat ve emir almayacağının tartışmasının yapılmasının hiçbir anlam ve önemi kalmamıştır. Zira bu konular uzun süredir toplumun her kesiminde, Meclisimizde de tartışılmış ancak bugüne kadar yargının önemli sorunlarının büyük bir bölümü -üzülerek ifade etmeliyim ki- çözüme kavuşturulamamıştır. Milletin adalete güven duygusu tesis edilemediği gibi daha da zaafa uğratılmıştır.

On yedi yıldır siyasal iktidarı elinde bulunduran Adalet ve Kalkınma Partisi acaba isminin içinde bulunan adalet duygusunu neden toplumda tesis edememiştir? Neden adalete olan güven duygusu her kesimde neredeyse yüzde 20'lere düşmüştür? Bunun cevabı gayet açıktır: Siyasal iktidar, yargı eliyle siyaseti dizayn etme gayreti içinde olmuştur.

Sayın milletvekilleri, hain darbe girişiminden sonra yapılan FETÖ soruşturmalarının sulandırıldığı ve FETÖ borsalarının kurulduğu, iktidar ve muhalefet partisi sözcüleri tarafından ifade edilmektedir.

667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle sorumsuzlukla donatıldığını belirten bazı hâkim ve savcılar, sorumsuz olduklarını belirterek keyfî ve hukuksuz davranış ve soruşturmalarla kendilerinin FETÖ'cü olduğunu gizlemek suretiyle büyük adaletsizliklere sebep olmuşlardır. Bu kişiler haklı soruşturmaları sulandırarak FETÖ hain terör örgütüyle yapılan mücadeleyi akamete uğratacak tutum ve davranışlar sergilemişlerdir.

Sayın Adalet Bakanımızın da ifade ettiği gibi, FETÖ, 15 Temmuz akşamı başlayıp 16 Temmuz sabahı bastırılan bir tehlike olarak yorumlanamaz. Devletin kırk yıl hücrelerine sızmış bir terör örgütüyle karşı karşıyayız. Bu mücadeleyi, iktidar, muhalefet, bütün siyaset ve kurum, kuruluşlarıyla bütün devlet ve

millet olarak topyekûn ve taviz vermeden sürdürmek gerekmektedir. Ancak bu mücadele verilirken hak ve adaletten ayrılmayalım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; siyasi iradenin adaletine de bir göz atalım. Kamudaki asgari ücretlilerin maaşından vergi kesintisi yapılmasın diyoruz, aksine vergiler artıyor.

Öğretmenler, sağlık çalışanları, din görevlileri, Emniyet personelinin ek göstergesi verilsin diyoruz; kulak tıkıyorsunuz. Elektrik faturasına tüketim dışında herhangi bir vergi yansıtılmasın diyoruz ama maalesef çıt çıkmıyor.

Çiftçinin, tarımsal malzemesi ÖTV ve KDV'den muaf olsun diye haykırıyoruz; siz, gümrük duvarlarını yıkarak nohudu, mercimeği, eti, hatta samanı ithal ederek Türk tarımını ve hayvancılığını öldürüyorsunuz.

Engelli vatandaşlarımızın elektrik ve doğal gazı indirimli olsun diyoruz, başınızı öteye çeviriyorsunuz. Emeklilikte yaşa takılanlara emeklilik hakkı tanınsın diyoruz; Haziran seçimlerinde seçmene söz verilmesine rağmen "Ne zaman emekli olabiliyorsa o zaman emekli olsun." deniliyor.

Atanamayan öğretmenlerin, sağlık çalışanlarının, mühendislerin, iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunlarının iş ve aş feryatlarına çare bulalım diyoruz; siz "Her mezuna iş bulmak zorunda değiliz." deyip kulak tıkıyorsunuz. Marifet her ile üniversite açmak değil, asıl marifet üniversitelerden mezun ettiğiniz gençlere iş bulmaktır.

Asgari ücreti açlık ücreti olmaktan çıkaralım diyoruz, bizi dikkate almıyorsunuz.

Bütçesi yaklaşık 3 bakanlıktan fazla olan Diyanet İşleri Başkanlığının sözüne itibar ettiğinizi biliyorum. Günümüzde fıtır sadakası, fitre miktarı yani 1 kişinin 2 öğün normal gıda ihtiyacını karşılamak için bir ölçü belirlemiş. Bu ölçüye baktığımızda, 2019'un Ramazan ayı başında Diyanet 1 kişinin bir günlük fitre bedelini 23 lira olarak belirlemiş. 4 kişilik bir ailenin fitre bedeli 92 lira. Otuz günle bunu çarptığımızda o da yaklaşık 2.760 lira. Yani Diyanet diyor ki: "Kardeşim, 1 kişi bir günde 2 öğün yemek yese bunun bedeli 23 lira, 4 kişilik ailenin bedeli de 2.760 lira."

Şimdi, bu bedelde ulaşım yok, kira yok, elektrik yok, su parası yok, ısınma yok, giyim yok, varsa sosyal hayatına harcayacağı herhangi bir ödeme yok, gerisini varın siz düşünün.

Bu millet sizi para babalarına hizmet edin diye seçmedi. Sizi millet seçti. Ya milleti göreceksiniz ya da yoldan çekileceksiniz. Bunun başka yolu yok diyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.