Sui Zan Hüsnü Zan

Sui Zan Hüsnü Zan

Ayhan TOPÇU                                                                                                                              Eğitim Uzmanı

                                                  Sui Zan Hüsnü Zan

 

 

            Nedir bu iki sihirli kelime, bize neyi hatırlatıyor veya neyi hatırlatmalı. Şöyle düşününce, sanki Esfel-i safilin ve Ahsen-i takvim gibi insan bünyesinin derinliklerinde sarsıntılara neden olan hakikat gibi,  bir yanda sevinç diğer yanda üzüntü....

            Nasıl ki insanı yaptıklarından ve işlediklerinden dolayı aşağıların aşağısı oluyor ve Esfel-i safilin olan aşağıların aşağısına iniyorsa, aynı şekilde insan, yaptıkları ve işledikleri sebebiyle de adeta Sıddıkların bulunduğu mertebe olan Ahsen-i takvime çıkıyor.

            Sui zan ve Hüsnü Zan kavramları da günahlara/sevaplara dalmış insan profilini önümüze seren önemli iki kavramdır.

            Toplumun hangi kademesine bakarsak bakalım hep şunu görüyoruz, ya yıkım var veya tamir. Biz Müslümanlar toplum hayatının tamir yönünde bir güvencesi ve temel taşı olmamıza rağmen, maalesef şu an için gerek ferdi bazda gerekse de cemaat ve gruplar bazında birbirimizi çekemezlik ve birbirimizin kusurlarını araştırmak yönünde eğilimlerle hareket etmekteyiz. Müslümanların gerek şahsi hayatlarında gerekse de toplumda üstlendikleri roller açısından Sui Zannı değil Hüsnü Zannı esas almaları gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Fakat biz Müslümanlar birbirimizin gizli hallerini araştırarak veya diğer Müslüman kardeşimizin hal ve tavırlarının içeriğini bilmeden hemen Sui Zan silahını istimal etme yönüne giderek kardeşlerimize zülüm yapmaktayız. Aslında bize düşen ne olursa olsun Müslüman'ın hal ve tavırlarını Sui Zan ile değil Hüsnü Zan ile karşılamak ve toplumda bir yıkıcı unsur olma yerine yapıcı bir hal alarak kardeşlerin arasında tamire vesile olmaktır.

Zira Bir hadisi şerifte Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır.; Ebû Hüreyre’den Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle dediği nakledilmiştir:

“Zandan sakının. Çünkü zan, yalanın ta kendisidir. Birbirinizin konuştuğuna kulak kabartmayın, birbirinizin özel hâllerini araştırmayın, birbirinizle üstünlük yarışına girmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!” (Müslim, Birr, 28)

Efendimiz (sav) bize Hüsnü zannı emir ve tavsiye etmesine karşın hala biz Müslümanlar Sui Zan silahını kullanacak olursak şunu bilmeliyiz ki tolumda yıkım sebebi olacağımız yanız sıra Efendimizin emrine karşı geldiğimizi ve asilik ettiğimizi bilmeliyiz.

Sui Zan, toplumsal hayatı zehirleyen tehlikeli bir manevi hastalıktır. Bu yüzden toplumsal hayatı ve kardeşlik duygularını besleyen ve suizannın ilacı hükmünde olan Hüsnü Zan, dinimizce emredilmiştir. Hüsn-ü zan ise insanlar hakkında iyi ve güzel düşünceler beslemektir.

Doğaları gereği su-i zan ve hüsn-ü zan bir tercihin ürünüdürler. Bu tercihlerin iyi ya da kötü olarak yorumlanması aklî ya da naklî ölçekte kendini göstermektedir. Su-i zan zanda bulunmayı kendine inanç hâline getirenlerin ne aklî ne de naklî bir dayanaklarının olmadığı, aksine tek dayanaklarının heva, heves ve nefsanî arzuları olduğu karşımıza çıkmaktadır. Hüsn-ü zanda bulunmanın ise öncelikle Allah’a karşı daha sonra da müminlerin kendi arasında yapmaları gereken bir haslet olduğu bilinmeli ve bu şekilde hareket edilmelidir.

 

 

 

 

 

            Kalın sağlıcakla...                                                  

           Ayhan TOPÇU                                                                                                                              Eğitim Uzmanı