Bugün, 27 Kasım 2021 Cumartesi

İSHAK PEKGÖZ


Bazen insanım demek yetmiyor, kelimenin manasına inmek ve idrak etmek gerekiyor.

Bazen insanım demek yetmiyor, kelimenin manasına inmek ve idrak etmek gerekiyor.


Değerli okurlarım, Bu dönemde insanlığını kaybeden çoğu insan geleceğini de çoktan kaybetmiştir. İnsan olmak kişilere göre değişiyor. Bazılarına göre insan olmak, şandır, şöhrettir, makam, para, mal mülktür. Kimine göre ise gaye ve amacı olan manevi bir değerdir. İnsan olmak kadar insan kalabilmek önemlidir. Gerçekten de insan, Allah’ın lütfuna mazhariyeti bakımından mahlûkat içinde mümtaz bir yere sahiptir. İlahi ikrama en fazla mazhar olan varlıktır. Gerek yaratılışı itibarıyla sahip olduğu kabiliyetler, gerekse yaşamı boyunca Allah’ın kendisine bahşettiği nimetler, ona yaratılmışlar içinde büyük bir şeref ve değer kazandırmıştır. Nitekim insan, kendisine yaratılışta lütfedilen akıl, irade, zekâ, tefekkür, muhakeme, muhasebe, temyiz, anlama ve anlatma gibi kabiliyetleriyle eşya üzerinde tasarrufta bulunma yetkinliği elde etmiş ve böylece diğer varlıklara üstünlük kurabilmiştir. Yine bu kabiliyetleri sayesinde mal mülk edinme, dünyayı imar etme ve medeniyetler kurma imkânı bulabilmiştir. Diğer yandan Yüce Allah, insana, zaaflarını da haber vermektedir. Nitekim “İnsan zayıf yaratılmıştır.”, “…Zaten insan çok cimridir.”, “İnsan çok acelecidir!” (Nisa, 4/28; İsra, 17/11,100.), “Doğrusu o, çok zalim (ve) çok cahildir.” (Ahzab, 33/72.), “Şüphesiz ki insan Rabbine karşı pek nankördür. Gerçekten insan dünya malına son derece düşkündür, onu çok sever.” (Adiyat, 100/6-8.), gibi ayetler, insanın fıtraten zayıf yönlerine ve sahip olduğu eğilimlere vurgu yapılarak uyarılmıştır. Allah tarafından kendisine iyi ile kötü, doğru ile yanlış, hak ile batıl ve güzel ile çirkin arasında tercih yapabilme kabiliyeti verilmiştir. Bu da insanın değerinin tercihlerine göre değişkenlik arz edeceğini göstermektedir. Sözün özü, biz neye göre nasıl insanız? bize takdir edilen hayatı kendi doğrularımıza göre mi şekillendiriyor, kendi arzularımıza göre kurallar koyuyoruz? Kendimizi ölümsüz ya da hesaba çekilmeyecekmiş sanıyoruz? ne yapıyoruz? ne yapmaya çalışıyoruz? bilmiyoruz. Soruyorum biz ne kadar insanız? insanlığın gerektirdiği temel değerlerimiz, sevgi, saygı, hoşgörü, yardımlaşma, adalet, ahlak, vefa, merhamet… bunlara ne oldu? Ben merkezli düşüncenin esiri olunca pastadan dilim almak için insan olmaktan çıktık mı? Dünyanın en büyük sıkıntısı ön yargılı fikirler; ayrımcılık, bencillik, ideolojik ayrımlı düşünceler, siyasi farklılıkların meydana getirdiği kamplaşmalar, maddiyatçılık, menfaatçi yaklaşım bizi öz değerlerimizden uzaklaştırdı mı? Hiçbir şahıs "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" felsefesi ile hareket edemez. O, kendisine karşı yapılan haksızlıklara duyarsız kalmadığı gibi, topluma yapılan haksızlıklara karşı da duyarsız kalamaz. Duyarlı ve yükümlülüklerini bilen insanların yoğunlukta olduğu toplumun, sağlıklı ve huzurlu toplumu doğuracağı gerçeğini unutmamak lazımdır. O hâlde insana düşen görev, Allah’ın bahşettiği nimet ve imkânların kıymetini idrak ederek bütün bunların gerektirdiği sorumluluğu hakkıyla yerine getirmenin gayreti içerisinde bir hayat yaşamak olmalıdır. İnsan olabilmek ne kadar önemli ise insan kalabilmek daha da önemlidir.