Erdogan Kaya


Kurt elma gövdesine girmiş


[caption id="attachment_9396" align="alignnone" width="200"]Kurt elma gövdesine girmiş Kurt elma gövdesine girmiş[/caption] Yine son günlerde sıkça şehitlerimiz gelmeye başladı. 20.10.2011 yılında yazdığım bir yazı aklıma geldi. Sanki 15 Temmuz kalkışmasını gündeme getirmişim. O yazımı yeniden sizlerle paylaşmak istiyorum. ?Kurt elmanın gövdesine girmiş, girmiş girmeye de yavaş yavaş elmayı elmalıktan çıkarmaya başladı. Evet, her geçen gün şehit haberleri ile uyanıyoruz, bu seferde şehitlerimizin sayısı fazla. Buna dur demek için bu kadar şehit vermemiz mi gerekiyor. Beyler konu çok ciddi, hafife alınacak bir durum değil. Terör örgütü PKK bugüne kadar verdiği Şehit sayısına bir bakın, sanki savaşa katılmışız gibi. Kıbrıs ta bu kadar şehit vermemişiz. Yaralar sarılacak üstesinden geleceğiz lafları günlük laflar. Öyle bir toplum haline gelmişiz ki, nerede ise şehitleri olağan karşılar hale gelmişiz, sanki kabullenmişiz gibi. Efendim bu sorun bugünün sorunu değil, yılların sorunu, ama ne tepkimiz var ne de sesimiz. Bunu yaparken ülkenin birliğini beraberliğini bozmadan, bunu devletimize karşı değil terör örgütüne karşı yapmalıyız. En azından üzerimize ölü toprağı serpilmediğini bilmeliler. Bakıyorsunuz bu işi bitirmesi gerekenler terörden nemalandıklarını görüyorsunuz. Yıllardır bu örgüt büyümeden bitirilmesi gerekirken göz yumanların amacı ne idi. Geçtiğimiz günlerde Teke Tek programında günah çıkaran Eski Dağlıca Motorize Taburu eski komutanı Onur Dirik?in anlattıkları kendini aklama değil de gerçekse ordumuzun durumu içler acısı. Gece bu teröristleri görünmeyen her onlarla PKK?yı besleyen ve dağıtan helikopterlerin sınırlarımız içinde ne işi var? Bunlar görülmüyor mu? 250 kişilik gurup Dağlıca ya kadar ellerini kollarını sallayarak geliyor gören yok. Hangi dönemde yaşıyoruz, yerdeki karıncayı takip eden teknolojinin olduğu bir dönemde benim ordum kimseyi görmüyor. Bir terör örgüt elamanını dinlemenin başına getiren Dirik günah çıkaracağına bunları tespit etse idi. 33 saat çatışma oluyor ülke sınırlarında bir tane takviye kuvvet gelmiyor. 11 ayrı raporla bu bölge 2007 de üst makamlara bildiriliyor kimse gala almıyor, ne oluyor diye bakan yok. Katırlarla ülkeye giren örgüt elamanları görülüyor askere sırt döndürülüyor. Çünkü kurt elmanın içine girmiş, acilen kurt elmadan çıkarılmalı. Ateş düştüğü yeri yakıyor, iki gün içinde 26 askerimiz ve bir gün önce de 5 polisimiz ve 4 vatandaşımız şehit oluyor. Toplam rakama bir bakın tam 35 kişi. Kimin yürekleri yandı anaların babaların yürekleri yandı. Şehitlerimizin evlerine ve memleketlerindeki yaşam tarzlarına bakıyorum tamamının gariban ve genelde Anadolu çocukları olduğunu görürsünüz. Lüks yerlerde yaşayan aile çocukları hiç var mı bunca yavrunun içinde? Eli silah tutmayan bir iki ay yat kalkıla zaman geçiren bu körpe çocukları teröristlerin önüne yem olarak vermek hangi vicdanlara sığar? Bu anneler çocuklarını teröre yem olsun diye mi büyüttü. Silah sesi duyunca yere yatan ve korkan eli silah tutmaktan aciz bu yavruların suçu ne de kurda kuşa yem ediliyor? Açılım ve özgürlük adına gösterilen müsamahakârlık bunlara bugüne kadar cesaret vermedi mi? Açılım açılım derken neyi açtık, kime ne kapalı idi de biz açacaktık. Evet, bu zaman zarfında yeterli zaman bulup daha da güçlendiler. Keşke bunların bu yaklaşımdan anlamadığını yetkililerimiz bugün anladıklarını dün de anlayıp işin üstüne karalılıkla gitseydi. Şu aşamadan sonra alınan kararlar fevkalade ama keşke bu kararlar anaların yürekleri yanmadan alınsa idi. Bu bölgede yaşayan insanlarda artık bu hainlere Sayın Başbakanın dediği gibi taraf olmadan karşı koymalılar. Dünün bizdeki aşırı sol aşırı sağ çatışması gibi buradaki terör örgütünün Kürt komünist kimliği içinde oldukları bölge halkına anlatılmalı. Dini inanç ve yaşamdan uzak oldukları onlara anlatılmalı. Kürt kimliğinin kullanıldığı ve bundan yararlanılmaya çalışıldığı onlara anlatılmalı. Bu sarp kayalık ve dağlara mühimmat ve yiyecek içecek malzemelerin insan gücüyle getirilmediği dış güçlerce getirildiği engellenmeli. İşin en önemlisi, Irak sınırı içinde düz araziyi ele geçirip sınır kontrolü sağlanmalı ve dağlardaki terör yuvaları da yok edilmeli. Yoksa Allah korusun bir iç çatışma çıkarsa bundan hepimiz ve ülkemiz zarar görür. Dış güçlerde amaçlarına ulaşmış olurlar, onların amacı da zaten bu. Devletimiz bu konunun bitmesi için ne gerekiyorsa yapmalı, geçmişi bir tarafa bırakarak bundan sonra ne yapabilirizi konuşmalı ve çözüm üretilmeli bizlerde deste olmalıyız. Şehidimiz Yavuz Çoban ve diğer şehitlerimize Allah?tan rahmet yakınlarına baş sağlığı diliyorum.? bu gidişle nereye gidiyoruz? Sanal arkadaşlık denilince insanların aklına ilk gelen, sanal kelimesi oluyor. Yani sahte olmak, yalan olmak, başka bir kişiliğe bürünmek ve çok kısa zamanda o bürünülen yalan vücutla bir olmak. Toplumdan ve aileden kopup giden gençlerimiz. Kariyerimiz hangi seviyede olursa olsun, mesleğimizin de ne olursa olsun hiç fark etmez. Asil kimiz, aslen nereliyiz, adımız, yaşımız, hatta boyumuz kilomuz hakkında da yalan yazarız. Sanal kelimesi kolayımıza gelir ve bunun akışına kapılır gideriz. Yeni bir hayat yeni bir yasam başlamıştır artık. Rengarenk insanlar arasında yeni bir ortam. Msn den tutalım camlara kadar yer alan kara bir kutu. Birde face çıktı ki face yolu ile fuhuş hırsızlık ve benzeri kötülükler kolaylaştı. Yaşamı kolaylaştırdılar yani. Ne mutlu biz emi desek. Neden yazık ediyoruz çocukları mıza mı desek. Hep birlikte düşünmeliyiz. Kimimiz çok ciddi izler peşinde kimimiz arkadaşlık dostluk kimimiz adını manasını bile henüz bilmediği kanka can dost vs. gibi rumuzlara bürünür ve iki dakika sonraki yazışma arkasında çoktan kanka canka olunmuştur bile. Sözler verilir yeminler edilir ben sen yoktur artık aramızda. Bana güven, yok güvenmezsen yazma, bu kadar basit. Kimileri sırf parasını yesin kadının diye peşinde dolanır. En güzel sözleri sarf eder ve başarır, başarır çünkü gençlik deli dolu olduğundan çabuk kanar. Hele kızlarımız Allah korusun boy boy resimleri. Ya büyüklere ne demeli yaşını başını almış belli bir yere gelmiş ve buralarda sanal dünya diyerek, sanal aşk, sanal yasam, sanal arkadaşlık, sanal dostluk, hatta sanal sex, i içine alan bir yasam kuran insanlar. Küçüklere örnek büyüklere ne demeli? Hele birde küfür edenlere ne demeli? Ağzı olan konuşur ya hani, parmağı olan küfür yazar her yerinde şu internetin küfür olduğuna eminim. Kızan küsen sevinen her insan küfür yazar. Nedir asil dertleri küfürcü olduklarından mı, ruh hastası olduklarından mı? Çok psikoloji okuyanlar var son yıllarda, bu dalda ilerleme oldukça çok. Buna bağlantılı olarak da hasta çoklaştı. İnsanlar zaten hep hastaydı diyeni çok duydum, içi sıkılan ruhu daralan eskiden hocada alırdı soluğu Şimdi psikolog doktorlarının koridorları tıklım tıklım. Kesinlikle doktor arkadaşlara saygım sonsuz istisnalar kaideyi bozmaz. Peki, neden insanlar sanallaştı neden sanallaştıkça çok psikolojisi bozuldu? Hayal olmuş insanların yasamı. Sanal yaşam diyerek oda oda ev kurmuşlar. Bu bir hastalık değil de nedir? Benim radyoma buyur, yok benim siteme buyur, diyenler çoklaştı. Sanki iş kurmuşlar da oraya bekliyorlar bizleri. Bazen tanıdığım gençler çıkıyor. Kimi doktor, kimi ünlü, kimi zengin veya başka tanıtıyor kendini. Hani bazen deriz ya bu adam nereye bakıyor diye. Şimdi nereye gidiyor bu insanlar diye korkabiliyoruz, nereye gidiyor sahi bu insanlar sanal yaşamın içinde nereye yürüyorlar nedir aradıkları, arayıp ta bulamadıkları nedir? İnternet çok güzel bir alet. Ama doğru kullananlar için. Yoksa felaketlerde yaşatabiliyor. Bir büyüğümüz der ki: ?Sanal yaşam sanal hayat evlerdeki huzurun kaçmasına, kari koca ilişkilerinin (zaten bozuk olan kari koca ilişkilerinin) bozulmasana, çocuklarla ana baba ilişkilerinin azalmasına ve en önemlisi babaların kızlarını başı bos bıraktıklarına dikkati çekmektedir. Kendilerine ayırmış oldukları yandaki odada sanal yerini alan analar babalar kızlarını oğullarını başı boş bırakmış ve hatta diğer odada diğer lap topla başı boş bırakmış anaların başını. Bundan habersiz babaların dikkatine? diyor. Kızlarımız değerleri unuttu. Oğullarımız saygıda kusuru çoğalttı, kimse büyük küçük bilmez oldu, misafir gelmeleri gitmeleri yerine sanal gezmeler çoğaldı, bayramlarda aramalar gitmeler yerini, kısa kısa İnternet yolu ile kutlanmaya bıraktı. Vakti yok kimsenin büyük küçük iş başında herkes sanal yaşamın içinde yuvarlanıp gidiyoruz iste diyecek durumdayız. Uyanalım silkinelim soralım kendimize ne yapıyoruz bu kadar mı değerimizi unuttuk. Biz, bizi bizden kolayca çalmayı başaran su interneti bir gözden geçirelim.