Arife günü köyde idim, nedense 11 yaşına kadar köyde yaşadım. İlkokulu bu yaşta bitirince rahmetli babam beni kuran kursuna gönderdi. Dolayısı ile o gündür bu gündür köyde fazla kalmadım. Askerlik dönüşü memuriyete başlamamız neticesinde köyden uzakta yaşadım. Emekli olduktan sonra köy yaşamını sevmeye ve özlemeye başladım. Hiç aklıma gelmezdi bu kadar köy yaşamını seveceğim.
Arife günü eski çocukluğumuz Ramazan dönemini hatırladım, gerçekten o günleri bulmak çok zor. Ne vardı eski Ramazanlarda diyen gençleri görüyorum. Öğleden sonra bir telaş başlardı anne ve bacılarımız akşam yemeği telaşına düşerlerdi.
Durumu iyi olanlar durumu zayıf olanları akşam yemeğine davet ederlerdi. Camilerde hoparlör olmadığı için akşam ezanları caminin üzerinde imamlar tarafından okunurdu. Çocuklar ezan okununca haber verirdi, imamlar ise maaşsız köylünün yılsonu verdiği toplama ücretle karşılanırdı.
Akşam ise teravih namazı caminin dolusu yaşanırdı, çoluk çocuk camiyi doldururdu. Kadınlar ise kendilerine ayrılan bölümlerde teravih namazını kılardı. Şimdi ise teravih namazları birkaç gün üç beş saf diğer zamanlar ise bir safa kadar döşüyor.
Tabi babalar şehre gelince evlerine getirdikleri sadece kara fırın ekmeği yani somun ekmek. İnanın o somun ekmeklerin ayrı bir lezzeti olur yufka ekmeğe dürülür yenirdi. Şimdiki ekmeklerin o eski tatları ve lezzetlerini bulmak çok zorlaştı.
Yemekler eskiden evlerin kendi imkânları ile hazırladığı ürünlerle yapılırdı, nerede ise hiç birisi satın alınmazdı. Mesela un, bulgur, mantı, erişte, mercimek, nohut, fasulye, tarhana, yağ pekmez, bazlama, gibi birçok ürünler tarladan kalkar evde yapılır satın alınmazdı.
Herkes orucunu tutar tutamayanlar ise dışarıda kesinlikle oruç yemezdi. Çocuklar dahi oruçlarını açıktan yemezlerdi. Ben iyi hatırlıyorum 7 yaşında idim eve oruç tutuyoruz diyerek yalan oruç tutardık, ama köy kenarındaki bahçeye gider patates pişirir saklı yerdik.
O yaştaki çocuk nasıl oruç tutsun, ama oruca bu kadar saygı vardı. Ama maalesef şehirde aynı şekilde idi açık lokanta olmazdı, bir tane falan varsa perdelerini çeker kimsenin oruç yediği görülmezdi, şimdi öylemi her şey açık ve alenen.
Camilerin nerede ise hepsinde hatim okunur bunu takip için kuran okumasını bilenler okunan hatimi takip ederlerdi. Ben hafızlığı bitirdiğim için Nevşehir Bekir ağa camisinde hatim okurduk, birçok insanda hatimi namaza kadar takip ederdi.
Sevgi ve saygı fevkalade küçükler büyükleri sayar sevgi gösterirdi. Şimdi ise kimse kimseyi tanımıyor, şehirlerde durumu iyi olanlar oruç tutmasa da alışveriş kuyruğundalar. Oruç yemeler ise sokakta alenen yeniyor utanma ve sıkılma ortadan kalkmış.
Camiler eskisi gibi dolmuyor ve rağbet görmüyor, kimin oruç tutup tutmadığı bellisiz duruma gelmiş. Değmez mi nerede o eski Ramazanlar demeye? Evimize Ramazan boyu kaç fakir getirip misafir edebildik? Bu nedenler eskiler bundan dolayı eski Ramazanlar diyo
